palyaçodanbalıkolsam da...

palyaçodanbalıkolsam da...

akvaryumlarınızda boyayın beni, okyanusumda yüzüyorum

iz!

Hazirane 10, 2009

ayak izi,

http://aylakmatmazel.blogspot.com/

Leke (yok) bir leke de sen bırak! Tek gör

afteramess a pause, poisonprince*

Nisan 17, 2009

Şimdi sana soracağım aslında, neden izin verdin bana? Bilmiyordum başkasını öptüğünü, yüzüme ışık vuruyordu parmak ucundan, gülümsüyordum, olmuştu biraz, gülüyordum işte.

Kelimeler, kelimelerin. Ah,

ah,

neden izin verdin?

Gözlerin başkasına gülüyordu, bilmiyordum. Odana nefes mi olmuştum, sesin tatlıydı ve nikotin gözümü alıyordu, sarıydı bana gülüşlerin. Sarıydı işte, en sevdiğim, sarıydı saçların, koyuydu belki biraz, karanlıktı eğlencemiz, görmedim.

Ama sarıydı en sevdiğim.

“bir gün, bir gün beni de düşürür müsün bileğinden beyaza?” diye sormayı ne kadar istedim?

Limonlar sarıydı ağaçta ve yalnız değildin sen, bir şeyler oluyordu aslında, kalbim nasıl atıyordu, duymuyordun.

“ ’n I wonder” yankılanıyordu hala dudaklarında, muhtemeldi.


 

Yağmur camda parmak uçlarını vuruyordu bu kez. ‘Rüyama yağıyordu sanki’ dedin, inan yağmur olmayı ben

 o kadar

çok_____istemedim.

Tatlı rüyalar diledin,

bir haftadır rüyam sendin

ve tatlıydın,

sarıydı”n, en sevdiğim.

Leke (yok) bir leke de sen bırak! Tek gör

son.

Nisan 17, 2009

Nisan yağmuru görmeyeli ne kadar olmuştu bilmiyordum. Aslında “kar” dışında yılda kaç kez neyin yağdığını hiçbir zaman aklında tutabilenlerden olmamıştım.

Karı izlemek, pencerenin dibinde başımı yukarı kaldırıp üzerime düşüyormuşçasına karı izlemek, “mutlu” kelimesinin sözlükteki anlamını karşılayan dakikalardı. O yüzden biliyordum, geçen yıl bir kere yağmıştı kar, mutsuzdum çoğunluk, gamzem de küsmüştü gün ışığına, gecelerim vardı bir tek. Müzik ve ben.

Yağmur, hiçbir zaman ‘donuma kadar’ ıslanamamıştım yağmurda, damlalar süzülürken yanaklarımdan ağladığımı düşünmenin, gözyaşlarının ılık değil soğuk olduğunu bir kereliğine, bir kereliğine bunu hissetmenin tadı…Ve hiçbir zaman sırılsıklamken, bacaklarımı beline dolayıp, aşık olduğum adamı öpmemiştim.

sırıl

sık

lam,

a

_şık.

Sevgilim? Ah, sevgilim olmuştu elbet. Gülümsediğimde donmuştu kare. Aşık olmuştu evet, ama aşık olan sadece oydu, bilmemezlikten geliyordu sanırım, yine de güzel öpüyordu. Sıcaktı bedenim parmak uçlarında, gözlerim gülümsüyordu büyük ihtimal,

ama….

 

 

Yağmur parmak uçlarında yürüyor camda, dinlendirici değil artık ses, beynimi oyuyor,

Sus,

sus,

sus,,

Sıcaktı yine bedenim, sıcaktı boynum biraz ve omuzlarım üşüyordu askı kayarken. Beyaz? Beyazı severdim evet. Hem kim sevmezdi ki beyazı zaten, beyazdım ben de, cümleler aynıydı, ne kadar da beyazdım öyle!!

 

 

Sonra, beyazlığıma aşık olmuştu biri. Sevmiştim kendimi biraz, biraz daha seviyordum beni artık. Gülümsememi seviyordum, gülüyordum,

dum

dum

dum,

gülmüyordum artık, seviyordum yine beni, ama gülmüyordum artık.

Sonra gözler çarpıştı, sesler ve kelimeler. “biz” düştük. Sus, kapa dudaklarını, güzel öpmüyorsun hem artık, sus, sus sesin kemiriyor.

“biz” düştük.

Leke (yok) bir leke de sen bırak! Tek gör

....

Mart 31, 2009
Ayrım: karliparfum_

//hangi keskin yanın bileğimdekine aç gözlerle bakan
                                                  ve hangi bakışın her yanımı ala bulayan
//

sesin çalıntı bir varlık gibi çarpıyor hücre duvarlarıma yankı-kı
bir-ki derken susuyorum,
içli bir burun çekişi ardından.
ya da kim bilebilir koridordaki odalardan,
geceye susuşlarım haddinden fazla

saçlarım haber verir gibi gelişini
(en güzel halleriyle karşılamak için girişini),
yastıkta boylu boyunca kafein kokusu.
avuç içi çizgilerinde tel tel her kahve çekirdeği
savruluyor nefesinde
uçları kırık,
//ve kıvrık kimi yerde parmaklarına dolanışlarım.
ağır metal çökelirken gözlerime,
kabusa dönüşür her nefes alışım.
en beyazından bir usta
yakalayıp da saçlarımı kırıklarımı alır
en pahalısından,
düşlerime
s'ustura.

Leke (yok) bir leke de sen bırak! Tek gör